This Blog is protected by DMCA.com

31 Ocak 2018 Çarşamba

Alija (Dizi)

Bu diziyi ilk TRT1'in haber saatinde görmüştüm. Sanırım yeni sezon başlarında filandı. Dizinin kamera arkasını gösterirlerken dikkatimi çekmişti ve -''Ben bu diziyi beklemeliyim!'' demiştim. Sonrasında dediğim gibi yaptım ve sabırla bekledim. Ne zaman, ne zaman derken sonunda başladı. Dizinin ilk bölümünün sonunda beklediğime değdiğini fark ettim. Aslında başlarda acaba doğru mu anlatıldı diye bir kaygım oldu. Fakat Alija'nın görüşünü savunduğu inancını doğru şekilde aktardıklarını düşündüm.

En başta dizinin jenerik kısmı beni çok etkiledi. Zaten Balkan şarkılarına/türkülerine karşı zaafım vardı bunu harmanlamaları farklı bir duygu uyandırdı bende. Tüylerim diken diken oldu, içim ürperdi. Üzerine dizi dualarla başlayınca benim için dizi farklı bir boyut kazandı.

Dizi, Alija'nın gençlik döneminden başladı. Anladığım kadarıyla son nefesine kadar yaşadıkları, başarıları ve ailesi anlatılacak. Dizinin her sahnesinde duygu geçişi yaşadım. Senarist o kadar güzel ve akıcı yazmıştı ki bir sahnede içim ısınırken, diğer sahnede üzüntü duydum. Gerçekten şimdi olduğu gibi geçmişte de biz müslümanlar için büyük haksızlıklar yaşanmış.

Gerçek bir hayatı anlattığı için dizi boyunca müslüman bir ülkede doğduğum için şükrettim. Alija'nın dostu Hasan'ın yaşadıkları ve son nefesini verdiği sahneler beni çok etkiledi. Baki Çiftçi karaktere çok iyi can vermişti. Yine aynı şekilde Alija'nın yaşadıkları, haksızlığa uğraması da çok üzdü beni. Alija'nın ruhu şad olsun, inandıkları ve inancı yüzünden çok şey yaşamış, çok şey yaşatmışlar.
Oyuncular genelde tanınmış oyunculardan oluşuyordu.

Usta oyuncuların böyle kıymetli bir hikaye için bir araya getirilmesi çok iyi düşünülmüştü. Cast kime aitse işinde çok iyi biri olmalı. Özellikle Alija'nın gençliğini oynayan Burak Poyraz ve Yurdaer Okur resmen birbirinin kopyası olarak seçilmiş. Bunun yanı sıra Alija İzetbegovic'e benzemeleri de tam isabet olmuş. Hatta neredeyse gerçek insanlarla oyuncuların birbirine benzediğini düşündüm. Özellikle aile kısmını çok başarılı buldum.

Çekim konusunda bir sorun yoktu, bilakis dönem dizisi olduğu için çekim rengi hoşuma gitti. O Balkanların otantik yerleşimine çok yakışmıştı. Senaryo dolu doluydu. Replik kısmı bayağı zengindi. Bir önceki dizisinde de çok başarılı bir proje ortaya çıkardığı için bu projede de iyi olacağını tahmin ediyordum ama sanki daha naif, daha yumuşak bir anlatım vardı bu projede. Sanki dizi değil de bir film izliyormuş gibi hissettim. Yayın yönetimini bana bıraksalar bu gün 6 bölümü de yayınlardım. Çünkü bölüm sonunda devamını izlemek istedim. Sanki bir sinemaya gitmişim ve filmin yarısında teknik sıkıntı yaşanmış, yarısında çıkmak zorunda kalmışım gibi hissettim.

Oyuncu performansı kısmında Yurdaer Okur direk olarak dikkatimi çekti. Yine yapmış yapacağını ve oynadığı karakterle bütünleşmişti. Resmen Alija'yı yaşamış ve izleyicilere yaşatmıştı.

Keza Burak Poyraz'ın performansını da çok beğendim. Düz bir oyunculuğu olduğu halde yüksek bir performans göstererek karakterin hakkını vermişti. Gamze Doğanoğlu 'nu ilk defa izlediğim halde çok sevdim. Daha fazla ekranda olması gerektiğini düşünüyorum. Burak Poyraz'la pek yakışmamışlardı ama gençliklerini anlattıkları için pek önemli bir detay değildi.

Görkem Yeltan ve Yurdaer Okur uyumu hoştu. Görkem Yeltan'ı oyuncu olarak beğenirim ama bu dizi de başka olmuş. Makyajsız olduğunu düşündüğüm sahnelerde güzelliğinin ne kadar doğal olduğu belli oluyordu.

Berke Üzrek, Dilşad Çelebi, Duygu Yürükçe 'nin de performansları güzeldi. Şimdiden Fatoş Kabasakal ve Berke Üzrek'in kimyasını çok merak ediyorum. Kızların eşlerinden de Emrah Girgin'in oyunculuğunu çok beğendim.

Dizi bana göre duygu yüklü güzel bir diziydi. Film tadında olması ve biyografik olmasından dolayı diğer dizilerden farklı bir yerde olduğunu düşünüyorum. Gerek kıyafetlerin kalitesinden, gerek seçilen mekanlardan, gerek oyuncularından, gerek çekim kalitesinden çok emek verildiği ince elenip sık dokunduğu belli oluyordu. Bence vaktiniz varsa bu mini diziye bir şans vermelisiniz. İlgilisine tavsiye ederim.
Bu yazı renklitirtil bloguna aittir ve kullanılması kesinlikle yasaktır. 

Dipnot: Bosna Hersek’in Efsane Lideri Alija İzetbegović’in hayat hikayesinin anlatılıyor. 6 bölümlük bu dizi, 110 günde çekildi.



Dizi ilk bölümüyle reytinglerde yayın zamanı,  45. sırada, tekrarı ise 77. sırada tamamladı.
ALIJA

29 Ocak 2018 Pazartesi

Sen Anlat Karadeniz (Dizi)

Uzun zamandır Türk televizyonlarında beni bu kadar heyecanlandıran bir dizi olmamıştı. Fragmanlarından itibaren merakla beklediğim bu dizi beklediğime değdi. Ülkemiz dahil tüm Dünya'nın ortak sorunu olan kadın ve çocuk şiddetini anlatan bu dizi doğru yerden parmak basmış. Verilmek istenilen mesaj daha ilk bölümden, ben dahil çoğu seyirciye doğru bir şekilde aktarılmış gibi geldi. En azından ben anlatılmak istenileni olduğu gibi hissederek anladım. Bir ses iki insanın hayatını kurtarmaya yeterde artardı bile. 

Beni takip edenler iyi bilirler dizinin senaristleri, Ayşe Ferda Eryılmaz ve Nehir Erdem'i çok seviyorum. Özellikle Nehir Erdem favorim yazsam abartı olmaz. Onların ismini gördüğüm an düşünmeden oldukları projelere şans verdim ve şimdiye tüm yazdıkları dizileri başından sonuna kadar izledim.Bu kızlar varsa bir işte kötü olması beklenilemez. Bu dizilerinde de kadına şiddete ses çıkarmamız gerektiğini çok iyi betimlemişlerdi. Kızları böyle bir yaraya parmak basıp önümüze getirdiği için, duyarlı olmamız gerektiğini anlattıkları için seyirci olarak teşekkürü borç bilirim. Sosyal medya da bunu çoğu kişi dümdüz olarak algılamış ama izlerken Tahir karakterinin gözünden, Nefes karakterinin gözünden hikayeye bakmaları gerektiğini düşünüyorum. Çünkü insanların düşüncelerini okurken bu konuda çok yanlış bir algı oluştuğunu hissettim. Dizi, kadına nasıl şiddet yapmalıyız değil nasıl ses çıkarmamız gerekli onu anlatıyor. Yazdığım gibi diziyi izlerken birde beni baktığım şekilde bakmayı deneyin bu şekilde dizi daha farklı daha anlamlı oluyor. 

Teknik olarak bakarsak, 
Dizinin en başta müzikleri çok güzel. Bir Karadenizli olarak arka temada çalan müzikler daha farklı daha içsel olarak beni kendine çekti. Yani, içime içime işledi. Hele o drone ile çekilen kuş bakışı manzaralar o Karadeniz'in hırçın tabiatı beni benden aldı. Seçilen tema ve mekanlar o kadar enfes ve sanatsal duruyordu ki izlerken iç çekerek, keşke bende orada olsaydım, atın beni şu dağların, ağaçların arasına diyerek izledim. Beton binaların arasında ama sıcacık evimde, televizyon başında izlerken, içten içe memleket özlemi duyduğumu fark ettim. 


Dizi de her sahneyi çok benimseyerek izledim ama o parmak kırma sahnesi beni mahvetti. Oturduk ailecek ağladık desem abartı olmaz. Resmen benim parmağım kırılmış gibi içim gitti. Hele o parmak oturtma sahnesinde o kadar kaptırmışım ki kendimi sahne bitiminde terlediğimi fark ettim. Tahir'in parmaklarını sıktığı gibi kendimi sıktım.


Her neyse, 
Hikaye, kurgu ve diyaloglar çok iyiydi. Yalnız şive kısmı tam oturmamıştı. Çoğu zaman şive kayıyordu. Fakat bunun ilerleyen bölümlerde oturacağını düşünüyorum. Hikaye 2 gün önceden başladığı için seyircinin konuya daha iyi hakim olması sağlanmıştı. Bu konuda da ayrıca başarılı buldum. Gelin - kaynana atışmaları diziye ayrı bir renk katmıştı. Dizi dram ağırlıklı dizi olsa da repliklerle biraz komedi türü de kullanılmıştı. Evin Yangaz ikizleri beni çok güldürdü. Pazar sahnesi çok komikti. Sanırım bu Yangaz'lar beni çok eğlendirecekler. Aslında genel olarak Tahir'in ailesi çok komik ve sıcaktı. Karadeniz ailelerini ve Karadeniz erkeklerini güzel temsil ediyordu.


Özellikle Tahir'in ağabeyinin eşi ve kızına zaafına hayran kaldım. Sinan Tuzcu'da karakterin hakkını fazlasıyla vermişti. O çıkışlar, o birden sönüşü tam bir Karadeniz erkeğiydi. Ayrıca Öykü Gürman'la da çok yakışmıştı. Dizi de 2. favori çiftim oldular bile. 

Gözde Kansu ve Mehmet Ali Nuroğlu'nun karakterlerini hiç sevmedim. Gözde Kansu artık saçını uzatmaya başlasa iyi olur. Cidden yaşlı gösteriyor kısa saç. 


Mehmet Ali Nuroğlu efsaneydi. Magazinsel olarak bakınca oynadığı karakterin tam zıttı bir adam. Bu yüzden ilk dakikalarda biraz yadırgadım sonraki performansına bayıldım. Gerçek bir psikopat gibiydi. Bu da oyuncuya karşı hayranlığımı arttırdı. Bence bu karakter doğru oyuncuya verilmişti. Eminim Mehmet Ali Nuroğlu'da kendinden çok şey katmıştır bu karaktere. 

Ulaş Tuna Astepe ve İrem Helvacıoğlu'nun uyuma harikuladeydi. Kimyaları o kadar uymuştu ki daha ilk bölümden çok benimsedim. Bu uyumu nasıl yakaladıklar bilmiyorum ama aradaki bana geçen farklı bir tutku vardı. 


İrem Helvacıoğlu ortalama bir oyuncu kesinlikle değilmiş. Ben bu güne kadar çok haksızlık etmişim. Ya da bu karakterle kendini buldu ve bizler ilk defa gerçekten İrem Helvacıoğlu'nun yeteneğini izliyoruz. Bölümün şampiyonu tartışmasız İrem Helvacıoğlu'ydu. 


Keza Ulaş Tuna Astepe'nin oyunculuğunu bu diziye kadar hiç sevmiyordum. Bu dizi ile birlikte yeni gözdem gibi bir şey oldu. Ulaş Tuna Astepe'de İrem Helvacıoğlu'da o kadar iyi performans gösterdiler ki tüm tabuları tek tek gözümde yıktılar. 


Bana göre çocuk oyuncular dahil her bir oyuncu birbirinden iyi performans sergilediler. Bana göre bu dizi resmen bir yetenek şöleni olmuş. Bu yüzden dizide şive dışında herhangi bir eleştiri yapacak bir şey bulamıyorum. Her bir sahnesi her bir çekimi dolu dolu yıldızlar geçidi gibiydi. Ben bu diziyi şiddetle, ısrarla tavsiye ediyorum. Vaktiniz yoksa bile vakit yaratın düzenli izlediğiniz diziyi bırakın bu diziye şans verin, izleyin. Bu dizi kaçmaz.
Bu yazı renklitirtil bloguna aittir ve kullanılması kesinlikle yasaktır. 
Dizi ilk bölümüyle reytinglerde yayın zamanı,  2. sırada, tekrarı ise 5. sırada tamamladı.
SEN ANLAT KARADENİZ

26 Ocak 2018 Cuma

Yuvamdaki Düşman (Dizi)

Son zamanlarda fragmanları geldikçe merakla beklediğim dizilerden biri sonunda başladı. Fakat kendi için doğru benim için yanlış zamanla başladı. Bu dizinin de ilk bölümünü izleyemeyeceğim dediğim an da kanal açıldı ve kalabalık ortamda dahi olsa telefonumun not defterine not tutarak izleme şansını buldum. Tabii gece olup her uyuyunca da tazesiyle görüşlerimi yazmak istedim. Şimdi gecenin bu saatinde buradayım ve yazıyorum.

Dizi günümüz ile başlayıp 8 ay önceye ardından günümüzden 10 ay önceye gidip sonra tekrar 8 ay önceye dönerek konuya başladı. Yani dizi günümüzden 8 ay öncesini anlatıyor. Bu 8 ay içerisinde bayağı bir ortalık karışacak gibi hissettim. 8 aylık bu hikayede çok fazla gerilecekmişiz gibi geldi.

Çünkü Ece Çeşmioğlu'nun oyunculuğu çok gerçekçiydi. Yıllar içerisinde kendini çok geliştirdiği için şu an çok kusursuz bir performans gösterdiğini düşündüm. O keskin ve nefret dolu bakışlar, psikopat haller... Tam bir psikopat gibiydi ki karakterinde hayal dünyası içerisinde olduğu hissini verdi bana.

Yine kendisi gibi yüksek performansta olan Aslı Tandoğan vardı. Bölümün sonunda Aslı'nın oyunculuğunu çok özlediğimi fark ettim. O kadar çok ara verdi ki nerelerde kaldın Aslı demeden kendimi alamadım. Samimi ve gerçekçi oyunculuğundan bir şey kaybetmemişti. Şu an için en masum karaktere can veriyor gibi görünüyor. Yalnız Ece ile Aslı'nın kimyaları çok uymuştu. Karakter olarak çok yakışmışlardı.

Fakat Pamir Pekin ve donuk oyunculuğu hiç değişmedi. Hangi dizisinde olursa olsun, hangi karakteri oynarsa oynasın düz bir oyunculuğu var. Gülse bile o soğuk, donuk oyunculuğu bana geçiyor ama seviyorum. Ekranlarda görmek istediğim bir adam.

Pelin Öztekin'in oyunculuğunu hiç sevmiyorum. Kaç dizisi olduysa hep düz. Tiyatro kökenli ve ailesinden dolayı sahnede büyüdüğü halde hala düz, dümdüz. Kendini geliştirmediği içinde oyunculuğunu sevmiyorum. En başta oyun oynadığı belli oluyor. Mimikleriyle bakışıyla bunu yapamadığı içinde sevemiyorum. Kişilik olarak, magazinsel açıdan sempatik bulsam, sevsem de oyunculuk kısmında bir albenisi yok. Bu yüzden tek pot duran dizi de Pelin'di. Zamanla karaktere alıştıkça karakterle bütünleşir mi, bütünleşirse bu potluk gider mi bilemem ama şu an için düşüncelerim bu şekilde.

Son olarak, Nebahat Çehre'den bahsetmek istiyorum. Normalde usta oyuncular hakkında yazmaktan kaçınırım ama onun için bir iki cümle yazmak istiyorum. Nebahat Çehre'nin çok şuh bir ses tonu var. Fakat bunu oynadığı yapımlarda duyamıyoruz. Yıllardır aynı seslendirmenle birlikte yoluna devam ediyor ama izleyici ne zamana kadar dublaj olarak onun performansını izleyecek bilmiyorum. Öyle güzel bir sesi varken bunu kullanmaması çok üzücü. Zaten aynı karakteri oynuyor birde dublaj olunca hep -''Sen Bihter Ziyagil'sin aptallık etme'' diyecekmiş hissine kapıldım. Yalnız yaşı olmayan bir kadın olmadığından mıdır nedir asaletine asalet katmış hissini verdi bana.



Dizinin ilk bölümü başı güzel başlayıp ortalara doğru saçmalayıp sonlara doğru toparlamasıyla bitti. Özellikle bebek konusunda mantık hatası vardı ve sosyal medya takibime göre bunu herkes fark etti. Sahne erken doğumla başladı. Mantık olarak prematüre bir bebek doğması beklenirken hayli kilolu bir bebek karşımıza çıktı. Tabii ki çekim kısmında bazı kurallar var belli bir ayın altında bebek setlerde olmuyor ama en azından bebek varsa konu da erken doğum yerine normal doğum olabilirdi. Sanırım 6-7 aylıkta bir bebekti. Ayrıca göbek bağı yoktu ve bebeğin özellikle gözümüze sokarcasına göbek kısmının çekilmesi kısmı vardı. En azından göbek kısmına bir bant bir şey yapıştırılabilinirdi. Bu sahne gerçekten komik ve mantık hatalı saçma bir sahneydi. Sadece burada biraz gülümsedim onun harici dizi güzel bir başlangıç yaptı.

 Özellikle kaza sahne çok iyi çekilmişti. Bu yüzden de çok etkileyiciydi. Hikaye güzel kurgulanmıştı. İşleyiş yönünden ve diyalog kısmında dolu doluydu. Dizinin çekim rengi çok canlı renklerden seçilmişti. Bu birazcık gözümü yorsa da entrika kısmına uyuyor ve içine çekiyordu. Yalnız mekan kısmını beğenmedim. Seçilen mekanlar arkaplanda biraz sönük kalmıştı. Entrikanın döneceği ev çok güzeldi. Keşke benimde böyle evim olsa demedim desem yalan olur. Sonuç olarak reytingleri nasıl olur bilmiyorum ama entrika türünü sevenlerin arayıp da bulamadığı bir dizi olmuş tavsiye ederim. Ben sevdim ve takip edeceğim. Sizde vaktiniz varsa şans vermelisiniz.
Bu yazı renklitirtil bloguna aittir ve kullanılması kesinlikle yasaktır. 

Dizi, Beşikteki El (The Hand That Rocks The Cradle) ve Inconceivable (Bakıcı) filmine benzetilmektedir.
YUVAMDAKİ DÜŞMAN

20 Ocak 2018 Cumartesi

Gülizar (Dizi)

Dizi ilk bölüme göre fazla durgun geçti. Beklediğimin altında bir işleyişi vardı. Daha yüksek bir giriş daha sürükleyici bir şekilde bekliyordum. Çağan Irmak denilince sanırım efsane farklı bir konu olacağını düşündüm ama klişe bir şekilde başladı. Fakat bu hikayeyi ve işleyişi sıkıcı mı yapıyordu?
''-Hayır.'' Bir yanım hüsranlık duygusuna kapılsa da diğer yanım izlenir bir dizi olmuş dedi. Çağan Irmak'ın yönetmenliğini çok beğeniyorum. Bu yüzden çekim, mekanlar, çekim açısı, çekim rengi ve kurgu çok hoşuma gitti. Film tadında bir ilk bölüm izlediğimi düşündüm.

Farah Zeynep Abdullah'ı çok sevdiğimi söyleyemem ama iyi oyunculuğu olduğunu düşünüyorum. Uzun süre sonra izliyorum ve değişen bir şey yok gibi geldi. Yani oyunculuğunun üzerine bir şey koymamış gibi duruyordu. Ekranda olmadığı süre içinde bir güzellik gelmiş o da gözümden kaçmadı. Farklı bir güzel geldi gözüme.

Farah Zeynep Abdullah'a göre Ömer Berk Cankat biraz pasif kalmıştı. İlerleyen bölümlerde nasıl bir uyum sağlanır bilmiyorum ama zıt kutuplardan genelde iyi çiftler çıkar. Bu yüzden muhakkak uyumları güzel olacaktır. Yalnız komik gelebilir size, ben Berkay Ateş ve Farah Zeynep Abdullah uyumunu daha çok sevdim. Hatta belki çift olarak Berkay Ateş ile daha uyumlu olabileceklerini düşünüyorum. Sanırım dizi de 2. adam sendromu yaşanacak ve Berkay Ateş üzülen taraf olacak.

Bana göre ilk bölümün en iyi performansı Berkay Ateş ve Ebru Cündübeyoğlu'na aitti. İkisi de gerek mimikleriyle, gerek oyunculuklarıyla, gerek ses tonlamalarıyla efsaneleşmişlerdi.

Dizi genel olarak güzeldi, beğendim. İlk bölüme göre daha güzel olabilirdi ama sıkıcı değildi. Bölümler ilerledikçe konunun daha iyi olacağını düşünüyorum. Eğer bu güne dizinin yoksa vaktiniz varsa bir bakın bence seversiniz.
Bu yazı renklitirtil bloguna aittir ve kullanılması kesinlikle yasaktır. 

Dizi ilk bölümüyle reytinglerde yayın zamanı,  12. sırada, tekrarı ise 27. sırada tamamladı.
GÜLİZAR

18 Ocak 2018 Perşembe

Mehmetçik Kut’ül Amare (Dizi)

Dizi beklediğim dizilerden biriydi. Tarihi açıdan bir önem taşıdığı için merakım hızla artıyordu. Diziyi beklerken aniden başlaması bana da sürpriz oldu. Ben daha şubat ayına yakın bekliyordum.Dizi başlarken 1914 yılından alınışına kadar (1916) ki olan süreci anlatacağı yazıyordu. (Çok hızlı geçtiği için yanlış algılamış da olabilirim ama 1914'ten eminim.) Bu yazı ile birlikte dizi başladı.

Fakat öncesinde jenerik bölümü çok hoşuma gitti. Oyuncuların çizim resimlerinin önünde isimleri yazıyordu. Bu da farklı ve hoş olmuştu. Görsel açıdan hoşlandım. Dizinin kurgusu ve çekim için seçilen renk tonlaması çok güzeldi. Aksiyon sahneleri on numaraydı. Çekim alanları ve seçilen mekanlara bayıldım. Dağlık bölge ve drone çekimleri, çekim açıları hayranlık vericiydi. Zaten yönetmen koltuğunda Mustafa Şevki Doğan oturuyor aslında çok şaşırmamak gerek. Sevdiğim kıymetli yönetmenlerden biridir Mustafa Şevki Doğan.

Dizi de plato kısmı da dikkatimi çekti. Teknik olarak o kadar başarılı geldi ki dizinin çoğu sahnesinde gözüm arka plana odaklandı. Maşallah kimler hazırlamışsa ellerine sağlık. İnşallah her bölüm böyle başarılı bir arka plan görebiliriz. Birde kıyafetlere çok dikkat ettim. Çok özenle ve kaliteli bir dikiş yapılmıştı. kumaş ve dikim ucuz durmuyordu. Bazı tarihi dizilerde kıyafet yönünden potluk ya da dikiş problemi belli oluyor. Fakat bu dizi de kıyafet yönünden de hoştu.

Oyunculardan Kaan Taşaner'in heybetli oyunculuğu beni benden aldı. İlk oynadığı diziden sonra nasıl bir geliştirdi kendini hayretler içinde izliyorum. Bir oyuncuya asker olmak bu kadar mı yakışır kelimelere dökemiyorum. Resmen hayranlıkla izledim. İşte bu, böyle oyuncular lazım bize dedim. O mimikler, o ses tonu, o keskin bakışlar nasıl farklı bir his yarattı bende inanamıyorum. O kadar gerçekçi oynadı ki karakteri o kadar bütünleşmiş ki gözümü kırpmadan izledim desem abartı olmaz.

İsmail Ege Şaşmaz'ın artık ergen dizilerden kurtulma zamanı gelmişti. Bu proje onun için doğru proje olmuş. Bence bu karakterle sonunda kendini bulmuş. Verdiği hissiyat çok doğru ve güzel geçti bana. Genel olarak bölüme baktığımda bölümün kahramanı İsmail Ege Şaşmaz'dı.

İlker Aksum, rengarenk bir oyuncu. Her dizisinde bu karakter mi hadi canım yok ya oynayamaz diyor seyirci ama içinden farklı bir şey çıkıyor ve karakteri unutulmaz hale getiriyor.

Serdar Gökhan son 10 yıldır kendine ne yapıyorsa hiç değişmiyor. Bunun sırrını öğrenmek isterdim. Resmen kendinde zamanı durdurdu Serdar Gökhan. Oyunculuğu hakkında yazmak haddim olmadığı için usta oyuncuyu saygı ile izliyorum. Her zaman ki gibi ustalığı belli oluyordu.

Ve son olarak Gamze Özçelik. Sosyal medyayı çok iyi ve doğru kullanan ünlülerimizden. Öyle güzel işler yapıyor ki böyle kaliteli bir işte olmayı hak ediyordu. Ben Gamze Özçelik'i oyuncu olarak çok severim. İlk sahnesinden itibaren ne iyi yaptı da ekranlara döndü demekten kendimi alamadım. Samimiyetimle yazıyorum onu ekranda görmeyi özlemişim. İyi ki döndün güzel yürekli kadın.

Şimdi diyeceksiniz ki dizi de hiç mi olumsuz eleştirecek bir şey bulamadın? Vallahi bulamadım, olsa esirgemem acımasızca eleştiririm biliyorsunuz. Nasıl özenmişlerse oyuncuların duygu geçişinden tutun kıyafetlerine kadar her şey on numara beş yıldızdı. Dizi tutar mı bilmiyorum ama verilen emeğin çok büyük olduğu ilk dakikadan itibaren belli oluyor. Gerek konusuyla, gerek oyuncusuyla, gerek kurgusuyla, gerek çekim tekniğiyle benden tam not aldı. Bu diziyi siyasi olarak hiç bir yöne çekmeden tamamen nötr bir şekilde izlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Bence sizlerde beğeneceksinizdir. Bu dizi kaçmaz.
Bu yazı renklitirtil bloguna aittir ve kullanılması kesinlikle yasaktır. 

Dizi ilk bölümüyle reytinglerde yayın zamanı,  2. sırada, tekrarı ise 30. sırada tamamladı.
MEHMETÇİK KUT’ÜL AMARE

Facebook Beni Delirtiyor - Facebook Sürekli Hesap Kapanma Sorunu

Tam 31. hesabımı kurtarmakla geçti bu haftam. Anlam veremediğim bir durumla karşı karşıyayım. Facebook profilimde paylaşımlarım çok net ve düzgündür. Hatta öyle ki herkese açık bir şekilde paylaşım yaparım. Fakat her seferinde güvenlik sorunu olduğu için kapatılıyor ya da direk siliniyor. Herhangi bir problem yaratacak spam sayılabilecek bir şey yapmıyorum. Hatta şu an ne yaptığım konusunda düşünce sürecine girdim. Kendimi sorguluyorum.


10 Ocak 2018 Çarşamba

Babamın Günahları (Dizi)

İlk fragmanlarını ve haberlerini gördüğümde sinirlendiğim dizi olarak dizi izleme tarihimde yerini aldı bu dizi. Gel zaman, git zaman dizi başlama tarihi belli oldu ve yılın ilk akşam kuşağı başlayan dizisi olarak dizi başladı. Beklentim o kadar yerlerdeydi ki ön yargı ile izleyemeyeceğimi sandım. Fakat dizinin başlamasıyla ve küçük kızı görmemle tüm düşüncelerim silinip gitti ve diziyi orijinal bir diziymiş gibi izlemeye başladım.


İlginç ama Babamın Günahları dizisi çok iyi başladı. Beklentimin üstünde bir işleyiş tarzı vardı.Yine de hem Two Weeks, hemde Jun Ki ile mukayese etmeden izlemeye özen göstersem de ister istemez kıyaslama yaptım. İlk olarak Babamın Günahları dizisinde Two Weeks'in kemik konusunu alıp farklı işlemeye çalışmışlar, ilk dakikaları olmasına rağmen başarılı duruyor. Özellikle kurgu kısmından çok hoşlandım. Two Weeks'in ön planında baba kız ilişkisi ve bir babanın dağ bayır kaçışı işlenirken Babamın Günahları dizisinde daha çok mafyavari bir yaklaşım olacak ve mafya ile uğraşacak gibi duruyor. Bu işleyişin farklı olması ve yeni karakterler eklemelerinden kaynaklı gibiydi ki tamda düşündüğüm gibi oldu. İlk bölümün sonlarına doğru hikayeni dolaylı yoldan işlediklerini fark ettim. Bizim dizilerimizin uzunluğundan dolayı sanırım böyle bir yola gidilmişti. Bu da çok zekice olmuş.


Dizi iyi başlasa da Kadir Doğulu konusunda emin değildim. Benim için bir Jun Ki olamaz ama performansını değerlendirmeye çalıştım. Kadir Doğulu ortalama olan oyunculuğunu bu dizi ile bir tık daha öteye götürmüş Her oyuncuya yakışmıyor ama baba rolleri Kadir'e çok yakışıyor. ALLAH gerçekte de baba olmayı nasip etsin ama baba kız ilişkisini çok iyi yansıtmıştı. Hem çocuk oyuncu hemde Kadir'in kimyaları uymuştu. Hatta size şöyle bir şey yazayım Lee Jun Ki ve Lee Chae Mi'nin baba kız etkileşiminden daha çok geçti bana Kadir ve Gökçen Bilge'nin etkileşimi. Duygu yönünden mimik yönünden ve gözlerinde ki enerji beni daha çok etkiledi. Ben Two Weeks dizisinin ilerleyen bölümlerinde çok gözyaşı dökmüştüm. Bu diziyi saçmalamadığı sürece izlemeyi düşündüğüm için bu etkileşimle iki katı göz yaşı dökerim gibi geliyor.


Gökçen Bilge Çiftçi on numara bir seçim olmuş. Hem yüz olarak Kadir'i andırıyor hemde ses tonu çok etkileyici. Üzüldüğü sahnelerde insanın içine içine işliyor.


Orijinali olmasaydı Melisa Sözen bu diziye hiç uymamış diye düşünürdüm. Fakat orijinalinde ki kız o kadar güzel ve uyuzdu ki Melisa Sözen naif oyunculuğu ile kesinlikle uymuş oldu. Kadir ile pek yakıştıramasam da anne rolü için hoş duruyordu. Ayrıca ne kadar Kadir ile uymasa da İsmail Demirci ile de yakışmışlardı. Genel olarak İsmail Demirci ile etkileşimi olacaksa orijinali gibi hoş bir çift bizi bekliyor olabilir gibi geldi.


Mustafa Uğurlu ve Sezin Akbaşoğulları kendilerini ispat etmiş usta oyuncular oldukları için haklarında yazmak bana düşmez ama dizi için doğru seçim gibi gözüküyorlar.


Mehrnoush Esmaeilpour savcı rolü için biraz sönük kalmış. Zamanla daha diktatör daha kararlı gözünü intikamı bürümüş bir karakter çıkarmış bilmiyorum ama pasif olmasından pek hoşlanmadım. Senaristin daha etkin olduğu sahneler yazması şart gibi duruyor.


Dizi şimdilik benden tam not aldı ama dizinin hiç bir yerinde başında ve sonunda hangi diziden alındığı senaryonun kime ait olduğu belirtilmemişti. Bu yüzden yapımı ve ekibi küçük bir kınama yapmadan es geçemem. Esinlenme dahi olsa yazılması taraftarıyım. Bu yüzden bu konuda yeni bölümlerde ibareleri görmek isterim. Tek problem buydu. Yasal olarak alınmadan dizi çekimi olduysa çok üzülürüm. Özellikle Abdullah Oğuz sevdiğim yönetmenlerdendir izleyici olarak eksi puana düşmesini istemem. Eğer çarşamba günlerine diziniz yoksa kesinlikle bu diziye bakın. Bu dizi kaçmaz.
Bu yazı renklitirtil bloguna aittir ve kullanılması kesinlikle yasaktır. 

Dizi ilk bölümüyle reytinglerde yayın zamanı,  23. sırada, tekrarı ise 48. sırada tamamladı.
BABAMIN GÜNAHLARI

9 Ocak 2018 Salı

renklitirtil'a Yılbaşı Kartları Gelirse #2

Blogger arkadaşlarımla birlikte yılbaşında 2. defa kartlaşma fırsatı buldum. Geçen senelerde kartlaştığım arkadaşlarımla yaptığımız bu aktiviteden memnun kaldığım için bu yıl tekrarlamak istedim.

Etkinliği bir nevi ben düzenledim gibi bir şey oldu. Bu seferki kartlaşmanın en güzel yanı kimsenin birbirini doğru düzgün tanıyor olmamasıydı. Bu nostaljik olayın ardından birbirimizi daha iyi tanıyıp anlayacağımızı düşünüyorum. İnternet ortamında iyi insanların yanı sıra kötü insanlar da var. Bu yüzden kimseye doğru düzgün güvenip kendimi açamıyorum. Bunu biraz kırmak ve iyi, güvenilir insanların olduğunu da görmüş oldum. 

Ben bir blogger olarak diğer bloggerlarla ve sosyal hesaplarımdan kimse ile yakınlaşamıyordum. Hatta blogumu açtığım ilk zamanlar daha katıydım. Hatta 2 yıl sadece 1 adet blogu takip ettim. 
Daha sonrasında bu kartlaşma olayı gerçekleşti ve ön yargılarım yavaşça kırıldı.

Zaman içerisinde blogger arkadaşlarımdan kargolar, mektuplar ve küçük hediyeler evime gönderildi. Bunun yanı sıra numaramı bile vermeye başladım. 

O yüzden bu kartlaşma olayının insanları birbirine yakınlaştırdığını düşünüyorum.

Etkinliği yapmaya karar verdikten sonra tek tek gözüme kestirdiğim bloggerlara  olayı yazdım. Hepsi etkinliğe sıcak baktı ve tanımasalar bile yollamalarının sorun olmadığı yazdılar. Olumlu cevap almam beni çok mutlu etti. Hemen 1 ay içerisinde yazıştık, tanıştık,  planladık ve aralık ayı içerisinde birbirimize kartlarımızı attık.

Şimdi sizinle bu kartları paylaşmak istiyorum;

8 Ocak 2018 Pazartesi

Gözüm Fırladı...Sandım

Kaç gündür blog yazmadığımın farkındasınızdır. Bu yüzden bile blogumu takipten çıkaranları görmek beni üzdü. Sorun değil biri gider başkası gelir beni ben olduğum için yazılarım için takip edin de başka bir şey istemem. Hepinizi tanımasam da çok seviyorum her yorum her düşünce benim için çok değerli. 

3 Ocak 2018 Çarşamba

Yılbaşında Gelen Hediyeler


Bu yıl yılbaşı öncesi adeta bana hediye yağdı. Benim için çok verimli bir yılbaşı oldu. Ailemden gelen hediyeler beni çok mutlu etti. Belki daha fazla da gelebilirdi ama bu yıl ailemin hepsi ile görüşme fırsatım olmadı. Zaten 7 yıldır hayatımda bir tane bile arkadaşım yok. 
(İnşallah geçmişte bıraktığım insanlar hayatımın gelecek zaman diliminde karşıma çıkmazlar ve hayatıma tekrar girmezler.) 
 Bu yüzden küçücük güzel hediyeler aldım.
Tasarım:Sawako Kuronuma